Yanıbaşımızda Japon Esintileri: Kurochan


Japon mutfağı denildiği zaman akan sular durur

Yanıbaşımızda Japon Esintileri: Kurochan

Beni tanıyanlar bilir, Japon mutfağı denildiği zaman akan sular durur!

Bu yüzden bitmek bilmeyen o zor yolculuk kimilerinin gözünde büyüse de, Tokyo’ya yaptığım iş seyahatlerinde inanılmaz bir heyecan duyarım.

Bu kez beni heyecanlandıran lezzetler için saatlerce yol gitmeme gerek kalmadı. Çünkü Türkiye’nin yeni sayılabilecek resortlerinden Mandarin Oriental Bodrum’un Japon restoranı “Kurochan” da yüzümü güldürmeyi başardı...

Londra’dan Sonra Türkiye’de

Geçtiğimiz Temmuz ayında, Cennet Koyu’nun saf sularına kapılarını açan Mandarin Oriental Bodrum’a değerlendirme amaçlı davet edilmiş, bu esnada Assaggio Restaurant’ı deneyip izlenimlerimi sizlerle paylaşmıştım. İkinci ziyaretimde de zaman ayırdığım bu müthiş İtalyan mutfağının şefi Roberto Stefani, bizleri yine harika bir lezzet bombardımanına tuttu. Ancak burada ortaya koyduğu harika işlerden olsa gerek, genç şef Mandarin Oriental’ın Milano’da açacağı yeni otelin Executive Chef’i olarak atanmış. Biz de 2015’in ilk çeyreğinde orada buluşmak üzere sözleştik. Mayıs ayındaki yeni sezonu, yeni bir şefle karşılayacak olan Assaggio, umarım kalitesini devam ettirir ve  Bodrum önerilerim arasındaki yerini korur.

Bugün sizlerle paylaşmak istediğim restoran ise “Cennet gerçekten de böyle bir yer olmalı!” diye düşünüp gözlerinizi kırpmadan seyredeceğiniz koyun diğer yıldızı Kurochan.

Tapas stilinde modern Japon mutfağı sunan restoranın şefi Scott Hallsworth. Henüz 39 yaşındaki Avustralyalı şef aslen boynuna sayısız madalya geçirmiş bir kros koşucu. Yolu daha sonra bir şekilde mutfağa düşen ve bu yönde eğitimine devam edip kariyerinin başında Nobu ailesine dahil olan gencin asıl şöhreti, 2013’te Londra’da açtığı “Kurobuta” restoranlarına dayanıyor.

Daha önceden, bifteklerin kralı olan özel masajlı Wagyu ve Kobe’den ayrıntılı bir şekilde bahsetmiştim. Kurobuta için söyleyebileceğim şey de, domuzların kobe’si olduğu! Dünyadaki en kıymetli domuz eti olan siyah Berkshire domuzlarının ayrı bir bölgedeki çeşidi Kurobuta, aynı zamanda Şef Hallsworth’un Marylebone ve Chelsea’de oldukça popüler hâle gelmiş restoranlarının ismi.

Mekân Türkiye’de açılacak olduğundan, kelimede ufak bir değişikliğe giderek, sonuna yakın arkadaşlar için kullanılan “-chan” ekini getirmişler ve kurochan ismiyle uyum sağlamayı başarmışlar.

Kurochan da, Assaggio gibi minimalist bir dizayna sahip. Sade fakat oldukça kaliteli ahşap malzemelerin göze çarptığı pergolede, konseptin en güzel tamamlayıcısı da hiç kuşkusuz Cennet Koyu.

Menüde suşi, sashimi, tempura, taze balık, deniz ürünleri ve bifteklerin yanı sıra robatalar ve vejetaryen alternatifleri barındıran tapaslar da bulabilirsiniz.

Çıtır sarımsak ve ponzu soğanı ile hazırlanmış dana bonfile tataki ile yaptığımız başlangıcın görüntü ve tat oranı gerçekten harikaydı. Herhalde buradaki tek sorun, fotoğrafın mum ışığından muzdarip oluşuydu...

Çok ince kıyılmış kırmızı ve Frenk soğanlarının süslediği pirinç spagetti de üzerindeki somon balığıyla da gayet iyi bir uyum içerisindeydi.

Bunu izleyen yemeğimiz somon sashimi pizza, Meksikalıların tortillasına benzer, lavaş misali çıtır bir hamur üzerine serilmişti. Ponzu trüf mantarı ve wasabi tobiko ile tatlandırılan pizza, bana göre çok iyi bir damak hoşluğuydu.

Gecenin en ilginç tabaklarından karpuzlu ördekte; çıtır ördek derisi, deniz börülcesine benzer “hijiki”, nar, chili ve karpuz parçaları ile önümüze geldi. Sıradışı bileşenlerle hoş bir nüans yakalamayı başaran bu tabak da bizden geçer not aldı.

Bir sonraki deniz ürünü olan morina balığı, Nobu ve Zuma’da yediklerimle tamamen aynı lezzeti verdiğinden, menüde ortalama bulduğum bir alternatif oldu.

Gecenin hitlerinden Japon risottosu, yine bir nevi uçan balıktan yapılan wasabi tobiko’nun başrolde olduğu bir yemekti. İçinde nefis kral karides parçacıkları da bulunan bu enteresan risottunun tadı kesinlikle restoranın iz bırakan lezzetleri arasındaydı.

Ancak gecenin baş yapıtını soracak olursanız, kuzu pirzola koltuğunu kimseye kaptıramaz! Patlıcan üstünde tütsülenmiş yeşil çay ve miso sosu ile yorumlanmış pirzola, alkışı hak edecek cinsten.

Makilerini ortalama bulduğum ve daha yukarı çekmelerini arzu ettiğim restoranın, yuzu, kosho mayonezi ve kral yengeç kol parçacıkları ile süslenmiş nigirisi ise oldukça başarılıydı.

Gelecek Sezon İçin Ufak Bir Not

Mandarin Oriental Bodrum, şu ana kadar ülkemizde gördüğüm resortler arasında en iyi ve kaliteli tesisi sunan, Asya ağırlama sanatını baştan yazan grubun ismine de yakışan bir otel. Şahsi fikrimce erken açılışın beraberinde getirdiği servis eksikliklerini kısa sürede giderip Bodrum’un tatil anlayışını değiştireceğine inandığım otelin restoranları ise gerçekten denemeye değer.

Bu sebeple, son haftalarına yetişmiş olduğum restoranları sıcağı sıcağına sizlerle paylaşmak istedim. Ekim – Mayıs ayları arasında açık olan bu iki restoranı, seyahat notlarınız arasına eklemenizi tavsiye ederim.

Sushileri gelişime açık olsa da, diğer tüm yemekleri ile ülkemizdeki Nobu ve Zuma’dan daha iyi bulduğum Kurochan; dilerim ki Bodrum’da yakalayacağı başarının ardından İstanbullu lezzet tutkunlarıyla da buluşur...

Ağız tadınız ve keyfiniz bol olsun...

Kurochan

http://www.mandarinoriental.com.tr/bodrum/fine-dining/kurochan-by-ioki/

Cennet Koyu, Çomça Mevkii, 48400 Bodrum/TR-48

+90 2523111888

 

 

 

 

 


Bu Yazıyı Paylaş


İlginizi Çekebilir


Fauna: Türkiye’de Yediğim En İyi Makarna

Fauna, son dönem lezzet düşkünlerinin kadrajına sıklıkla takılan bir İtalyan. Böyle dediğime bakıp da aklınıza popüler ve ağdalı bir İtalyan restoranı getirmeyin. Zira şef İbrahim Tuna’nın derdi ünlenmek değil, üretmek…

Çeşme’de Leziz Bir Söğüş Molası: Söğüşçüm

İzmir'in klâsik sokak yemeklerinde başı çeken söğüş, yemek için zaman tanımayan tatlardan biri...