Macau notlarınıza eklemenizi tavsiye ederim


İhtişam kelimesinin en somut örneklerinden biriyle yüzleşebilirsiniz

Macau notlarınıza eklemenizi tavsiye ederim

Lezzet imparatoru olarak adlandırdığım Joel Robuchon’dan daha önce de kısaca bahsetmiştim. “Yüzyılın şefi” sıfatıyla 50 seneyi aşan kariyerinde, bugün toplamda 25 yıldızla dünyanın dört bir yanında bayrağını dalgalandıran efsane şef için tahtını koyacak bir restoran seçmemiz gerekseydi, bu herhalde Macau’daki Robuchon au Dome olurdu!

Aslen 2001 yılında “Robuchon a Galera” adıyla açılıp 10 yıl sonra yeni yerine ve ihtişamına kavuşan Robuchon au Dome, Macau’nun düzgün restoranlarını bünyesinde toplayan Grand Lisboa otelinin 43. katında, yani tam da zirvesinde, o dev fanusun altında yer alarak, konumu itibariyle adeta bu işin kaymağını kapmış durumda.

2008’den beri 3 yıldızı elinde tutan restoran için otelin asansörlerini takiben son kata çıktığınızda sizi karşılayan şık şarap mahzeni de 2014 yılının en iyisi ödülüne sahip.

Yemek salonuna giderken kullanacağınız bir diğer özel asansörün kapıları açıldığında XIII.Louis döneminden kalma bir hayale adım atıyorsunuz. Ahşap oyma bacaklarıyla gözlerinizi boyayan bir Stainway’in başında sizi kibar gülümsemesi ve yumuşak ezgileriyle selamlayan piyanistin ardından bakışlarınızı yukarı kaydırırsanız belki de bu “ihtişam” kelimesinin en somut örneklerinden biriyle yüzleşebilirsiniz.

Kubbenin tepesinden metrelerce uzunlukta aşağıya sarkan devasa avizenin sayısı 130,000’i bulan Swarowski taşları, her konuğun gözbebeğinde hayranlık dolu pırıltılar oluşturuyor. Dünyanın en büyük ikinci avizesine sahip olan Robuchon au Dome’da bu sırada görevlilerin ağzından dökülen ve birinci isim olan Dolmabahçe Sarayı, tabii ki de gurur duymamıza sebep oluyor.

60 kişiyi ağırlayabilen ve şekli itibariyle neredeyse her masanın cam kenarındaymışçasına Macau’dan bir parça gördüğü restoranda, kristal ve altın setlerle donatılmış masaya geçtiğimizde bizi ağırlayan güzel manzara, uzun bir süre yemekleri unuttursa da hemen ardından, yaklaşık 20 yıldır Robuchon’un öğrencisi olup çeşitli restoranlarında görev almış Fransız Şef Francky Semblat ve Maitre d’Hotel Morgan Li ile 8 tabak içeren bir menü oluşturuyoruz.

Sezon trüf sezonu olunca, burada da Amber’deki gibi Alba’ya doyacağımız nefis seçimler yer alıyor. Nitekim odaklandıkları nokta da bu olduğundan damak hoşluklarını tek kalemde geçerek yalnızca ufak kurabiye görünümlü bir zencefil jölesi ile mantar ve krokanlı çıtır lolipop ikram ediyorlar.

Hemen girişte enfes kokular yükselen ekmek köşesinden hazırlanan tabak, yanında tuzlu ve tuzsuz tereyağı ile geliyor. Devasa yağ kütlelerini boydan boya kaşıkla sürerek ufak toplar oluşturan garsonu izlemek ne kadar keyifliyse, yağın karabiber taneleri eşliğinde sıcacık ekmekle buluştuğu an da bir o kadar lezzetli.

Bu esnada menü boyunca hakkımıza düşen trüf tanıtılırken, yemeğimizin partneri olacak 2002 model bir Mersault Charmes Premier de karafla sunuluyor.

Menünün ilk konuğu havyar, altında anason kreması ve biraz da mercan jölesi saklıyor. Hafif dışbükey bir tabakta getirilen başlangıç oldukça göz kamaştırıcı olsa da, gecenin en şık tabağı  beyaz trüf olarak adlandırılan ve içerisinde tatlı patates, hafif tütsülenmiş foie gras pate, İtalyan rokası bulunup üzerine kar misali Alba’nın üç farklı bölgesinden mantar yağdırılan sunum oluyor. Cam bir fanusla servis edilen ılık tabak, zeytinyağı ve beyaz balzamikle tam bir Akdeniz havası estirerek damağımı bir hayli hoşnut ediyor.

Bir sonraki keyifli sunumda başrol kerevitin. Tatlı su ıstakozu da diyebileceğimiz “langoustine”lerin üzerine fesleğen yaprağı iliştiren ve bunları ince bir patates harcıyla kaplayıp derin kızartma yapan şef Semblat’ın bu işteki başarısı, kâğıdın üzerine konulan yemeğin bir gram dahi yağ bırakmamasından belli oluyor. Hem kerevit, hem de içindeki yaprak damağımıza çıtır çıtır izler taşıyor.

Trüfün en büyük aşkı, siz de bilirsiniz ki makarna ve yumurta! Robuchon au Dome’un mükemmel üçlüyü bir araya getirdiği bu tabakta da çılbır şeklinde pişirilmiş yumurtanın üzerine uzanmış Alba, tam kıvamında al dente spagettiyle lezzet yolunda fink atıyor.

Geçmiş ziyaretlerimde de denemiş olduğum wagyu tabağında, Kagoshima bifteğine kırmızı şarap sosunda bebek havuçlar, patates sufle ve yine puf patatesler eşlik ediyor. Sürdürülebilirlik adına güzel bir örnek olan restoranda, bifteğin lezzeti yine dört dörtlük.

Yemek bölümünü sonlandırdığımızda ufukta beliren tatlı arabası, özellikle kadınların aklını başından alacak cinsten. Ancak iş adamlarıyla dolu olan masada, sanki herkes bir nebze birbirinden çekinip adeta “food porn” olarak adlandırılacak bu görüntüye itibar etmemeye çalışıyor. Seçilen tabaklardan yabanmersini havuzunda yüzen krem kestane dolgulu puf, fındıklı ve karamelli dondurma, restoranın imza tabaklarından olan haşhaşlı dondurmalı milföy, ilginç bir tasarımla sunulan, oldukça hafif tiramisu, yabanmersini jölesiyle kaplı mandalina tatlısının her biri o kadar başarılı ki, birçoğumuzun aklı arabadaki diğer tatlarda kalıyor.

Gecenin sonunda, Türk kahvesi bulamadığım yerlerde sığındığım liman olan espresso macchiato’ya, dijestif olarak da  epey eski bir calvados eşlik ediyor.

50 yaşından sonra Michelin mükemmelliyetçiliğinden bunalıp “L’Atelier” adlı samimi ve rahat atölye konseptine dönen Robuchon’un aslen en güçlü kulelerinden olan Robuchon au Dome, diğer restoranlara nazaran ağır bir havaya bürünse de, resimlerde görebileceğiniz bu ihtişam sizi korkutmasın. Zira restoranın bu zengin edası, misafirlerini hiç de ezmeyecek cinsten. Bu bakımdan diğer birçok yıldızlı restorandan daha keyifli ve samimi bulduğum Robuchon au Dome, fiyat ve lezzet performansı açısından oldukça iyi bir denge yakalarken, güzelliği ile de ruhunu şımartmak isteyenleri fazlasıyla tatmin ediyor.

Macau notlarınıza eklemenizi tavsiye ederim!

Ağı tadınız ve keyfiniz bol olsun...

Robuchon au Dome

www.grandlisboahotel.com/dining-robuchon_au_dome-en

Grand Lisboa Hotel

Avenida de Lisboa, Macau

+853 8803 7878

 


Bu Yazıyı Paylaş