Dolap kapaklarının ardına gizlenmiş lavanta keselerinden süzülen mis gibi kokular, mutfaktaki emaye tencereden kulağınıza çalan lezzetli fokurtular, radyodan yükselen ince nağmeli bir hicaz, her saat başı muhabbetinize ortak olan guguklu saatin kuşu ve el emeği göz nuru danteller üzerine kurulmuş bol köpüklü bir Türk kahvesi... Anne evine hakim huzur ve mutluluğun tercümesi... Keyifli bir hafta dileğiyle sevgili dostlar...
Kahvesini bitirdikten sonra fincanı bir umut ters çeviren herkese günaydın...
Telveden güzel haberler beklediğimiz "kahve falı" geleneğinin çıkış noktası hakkında pek çok söylenti var. Bunlarda ilki Osmanlı zamanında cariyelerin dedikodu yapma yasağına dayanıyor. Buna göre fincanı başkalarının yüzüne karşı söyleyemedikleri şeyleri iletme aracı olarak kullanan cariyeler, bu esnada rahatça dedikodu kazanını da kaynatabiliyormuş.
Diğer bir söylem ise eski konaklardaki siyahî halayıkların, dadıların ve bacıların monoton ev hayatına renk katabilmek ve Türk kahvesi saatlerini daha keyifli hâle getirmek için böyle bir oyun icat ettikleri yönünde.
Telveye yalnızca eğlenmek için kulak verdiğiniz, kısmetinizin, bereketinizin ve yeni seyahatlerinizin bol çıkacağı bir hafta dilerim sevgili dostlar...
"Dilimle damağım arasında yayılarak sıcak, buruk, kekremsi, fakat nefis bir tadın beynimin bütün sıkışmış hücrelerini açan, tıkalı yerlerine nefes aldıran ve bütün sinirlerimin üstünde sükun müjdeleri koşturan, vatan hülasası, lezzetlerin lezzeti..." diye tanımlamış Peyami Safa kahveyi.
Peki Türk kahvesi sizin için ne ifade ediyor?
Hepimiz için keyifli bir hafta olması dileğiyle sevgili dostlar...
Bu pazartesi sabahı kahvesi sevgili dostum @figenerbas'ın @vientoalacati'sından geldi! Sohbetimizin başrolü @toskanakonaklari 'nın yanısıra kahvemizin yanında gelen suyun anlamı hakkındaydı!
Türk kahvesinin yanında sunulan suyun temel görevi, kahveyi içmeden önce ağızdaki diğer tatları bertaraf edip tüm reseptör hücrelerin o nefis köpük ve telve birlikteliğine odaklanmasına yardımcı olmaktır.
Osmanlı döneminde ise bu su, ağırlama sanatındaki nazik bir şifreyi temsil etmiş.
Buna göre misafir önce kahvesini yudumlarsa tok olduğu mesajını verir, eli ilk olarak su bardağına uzandığında ise aç olduğunu belli edermiş. Dönemin adabıyla "Aç mısınız?" sorusunu yöneltmek ayıp karşılandığı için böyle bir çözüm bulunmuş, suyunu içen misafir de utanıp sıkılmadan az sonra donatılan sofranın baş köşesinde mutlu mesut yemeklerin tadını çıkarmış...
Böylece "sohbetin bahanesi" denen Türk kahvesi, hiç konuşmadan dahi tatlı bir iletişime vesile olmuş.
Keyifli bir hafta dilerim sevgili dostlar...
Sabahları en büyük zevki Türk kahvesi içmek olan tiryakiler, köpüğü kaçmış bir kahve fincanına göz ucuyla bile bakmaz. Nitekim kahvenin kokusundan sonra sunduğu en güzel haz, yoğun köpüğü hafifçe höpürdettiğinizde damağınızı gıdıklayan o lezzetli histir.
Ritüele göre yavaş yavaş içilen Türk kahvesinin sıcaklığını korumaya yarayan köpük, aynı zamanda pişirenin maharetini gösteren bir referanstır.
Kahve oranı kişiden kişiye değişse de temel kurallardan biri bakır cezve kullanmaktır. Tabii bu noktada boyutu da iyi ayarlamalısınız. Zira büyük bir cezvede tek kişilik kahve pişirirseniz, çıkan köpük damağınızı hayal kırıklığına uğratabilir.
Buna ek olarak Türk kahvesinin altın kuralı elbette ki "sabır"dır.
Unutmayın, cezve kaynamak için kendini ne denli naza çekerse, mükâfatınız o derece lezzetli olacaktır.
Ağız tadınız yerinde, keyifli ve sakin bir hafta dilerim sevgili dostlar...
Türk kahvesinin arkadaş çevresi pek geniştir. Nitekim dumanı tüten bir fincanın lokum veya çikolata haricinde buluştuğu pek çok farklı lezzet vardır. Yeri geldi mi güzel bir hurma, telvenin dilinden anlayan en keyifli partner olabilir.
Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde hem ekonominin hem de mutfağın başrolünde olan, sıcak enlemlerin bereketli meyvesinin farklı türleri bulunuyor.
Benim damak tadıma en çok uyan çeşidi ise California hurması. İklimi ve toprak yapısı bakımından en kalitelisinin bu renkli palmiyeler eyaletinde yetiştiği Medjul hurması, şeker oranı az ve yumuşak bir tür. Her yıl belirli bir miktarda üretilen ve Ramazan ayında büyük kısmı ihraç edilen California hurmasını bayramın ardından daha uygun bir fiyata bulmanız mümkün sevgili dostlar...
Herkese geride kalan o uzun tatili özletmeyecek, keyifli bir hafta dilerim.
Bereketli, koca bir ayın sonuna geldik. Bugün kahve dibeklerinden gelen tok ses, bayramda misafirlerine Türk kahvesi ikram etmek isteyenlerin oluşturduğu kuyrukla uzun saatler sürdü.
Gelenekler ne derece devam ediyordur bilmem; ancak eskiden olduğu gibi sabah bayram namazının ardından tüm ailenin tertemiz giyinip kahvaltı sofrasına oturduğu, erkeklerin 1 ay mideyi dinlendirdikten sonra gündüz de olsa heyecanla öğle yemeğini bekleyip ufak ufak demlendiği, çakır keyif olmanın heyecanını yaşadığı, kapıyı çalan misafire okkalı bir Türk kahvesinin yanında şık bardaklarda likör ikram edilip sohbetin tatlandırıldığı evlerin çok olması dileğiyle...
1950'li yıllar, Türk kahvesi tiryakileri için oldukça zor geçmiştir. Nitekim ilaç, sabun, yağ ve benzin gibi ürünlerde yaşanan sıkıntı, kahvede de baş göstermiş, bir dönem karne sırasına o da adını yazdırmıştır.
Bazıları elindeki azıcık kahveyi pişirip kalan telve ile yeniden cezveyi kaynatırken; kahvenin yokluğunu gören, hasretini çeken insanlar onun yerine kavrulmuş nohuta razı olmuştur.
Bu durumda kimileri şanslıdır, çünkü yurt dışına çıkanlar gizlice çekirdek getirebiliyordur. Fahiş fiyata alıcı bulan, ev gezmelerinin en değerli hediyesi olan bu çekirdekler, kalaylı bakır sahanda ağır ağır kavrulup yeşil rengi yavaşça kahveye dönünce, üstü yağdan parıl parıl parlarken yaydığı kokuyla girdiği her evde bayram havası estirmiştir.
Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan teşviklerle bir çay ülkesine dönüştürülse de, kısa bir süre yokluğunda dahi çıkar yol arayan ülkemizin kahveyle bağı şüphesiz ki hep özel kalacaktır.
Türk kahvesinin kendini bir daha hiç özletmemesi dileğiyle...
Keyifli bir akşam dilerim sevgili dostlar...
Her daim acelesi olan metropol insanlarının sokaktaki havalı yürüyüşlerine eşlik eden koca karton bardaklara doldurulmuş buzlu, çikolatalı, kremalı ve şekerli kahvelerin aksine; bakır cezvelerde sabırla pişip ufak ve narin porselenlere konan, az olanın kıymetini bilerek ağır ağır içilen, hoş sohbeti de yanında getiren Türk kahvesinin lezzeti hiçbir şeyle kıyaslanamaz...
Tabii aylardan Ramazan'sa yanına iliştirilen #hurma da cabası.
Keyifli bir akşam dilerim sevgili dostlar...
Osmanlı döneminde Türk kahvesi ikiye ayrılıyordu; biri klâsik su ile servis edilen normal kahve, diğeri ise gül lokumu ile sunulan "rahatlı kahve"
Şekerkamışının tarihi çok eski dönemlere dayansa da Hintlilerin bu bitkiden şeker üretmesi ve bunun batıya doğru yol alıp yaygınlaşması oldukça gecikmiştir.
Osmanlı da yıllarca şekeri bilmemiş, tatlandırıcı vazifesini halis Girit balı ve pekmez üstlenmiştir. Bu sebeple "Kahveniz nasıl olsun?" sorusunun cevabı şimdiki gibi az veya orta şekerli değil, normal veya rahatlı kahve olmuştur.
Tatlıya düşkün olanlar önce bir parça gül lokumundan ısırır, ardından acı kahvelerini yudumlayıp hoş sohbetlerine devam etmiştir. Şeker hayatımıza girince de bunu fincanın yanında iliştirilmiş tek şeker ile "yandan çarklı" kahve izlemiştir.
Aslen Türk kahvesi yalnızca bir fincan su ile bir parça kahvenin aşkıdır. Bana sorarsanız, bu iki sevdalının arasına şekeri sokmanın da bir anlamı yoktur.
Keyifli bir akşam dilerim sevgili dostlar...
"Sevgide güneş gibi ol,
Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Hataları örtmede gece gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol."
Mevlana'nın bu öğüdünün yalnız bir ay değil, uzun süre milletimizin aklında kalması dileğiyle...
Keyifli bir hafta dilerim sevgili dostlar...